la vita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
la vita etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2022

Geri Geldik

 zor zamanlar, baktım da 10 sene önce yazmışız, 10 sene. neredeyse benim evliliğim kadar. 10 sene önce aggression'ın yazdığı 10 sene sonra benim başıma geliyor, sorgulamalar, yanlız kalma korkuları, belirsizlikler, çocuk büyütmek, hayallerinin peşinde koşmak, acı, kan, ter, gözyaşı. kendimizi burada daha fazla ifade edebilmeyi, bira içerken konuşulanları tarihe not düşmeye çalışacağız. gittiğimiz gördüğümüz entersan yerlerden de bahsederiz belki.

6 Ocak 2012

UCLA marriage proposal fail on jumbo vision.

benim başıma gelenlerin aynısı UCLA'de

29 Aralık 2011

yeni donem

17 aralik cmt 2011. a new era. tarihe not düşmek açısından buraya yazıyorum. kimsenin evliliği birbirine tam olarak benzemese de birçok benzerlik var aralarında. benimkinin kimseninkinden bu genel anlamda farklı olacağına dair bir beklentim yok. kendimi iyi konumlandirmaya calisacagim. basarili olup olamayacagimi(zi) zaman gosterecek... şu aşamadan sonra işte başarılı olmak için elimden geleni vermek istiyorum, gerisi kismet.

23 Ekim 2011

ağlamak

kendimi ölçüp biçiyorum, son 1-2 senedir daha duygusal bir tip oldum. hızlı etkileniyorum, içleniyorum, gözlerim doluyor. bu pazar günü evde otururken aşağıdaki yazı, belki kendimle çok parallellik bulamasam da, hıçkırttı.


9 Kasım 2010

ben-cil

yolun yarısına varmaya 5 kala fark edilenler yoruyor bünyeyi
ben-cil
benci-l
ben
ben
ben
be
be
beeee

12 Haziran 2010

tren

9 şubat-12 haziran
trenler geçiyor, giriyor tünele, çkıyor dumanı üstünde. insanların içine de arasına da giriyor bu kara trenler. bağırsaklarını delip de çıkardığı oluyor. hayat için ölçü alamıyoruz malesef, üstümüzde hep istediğimiz gibi durmuyor.

18 Aralık 2009

coelho paulo

Leonardo da Vinci 'Son Aksam Yemeği' isimli resmini yapmayı
düşündüğünde büyük bir güçlükle
karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, Kötü'yü de İsa'nın
arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet
etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek
zorundaydı...
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak
kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun
verdiği konser sırasında,korodakilerden birinin İsa tasvirine çok
uyduğunu fark etti. Onu poz vermesi için atölyesine davet etti,
sayısız taslak ve eskiz çizdi.
Aradan 3 yıl geçti. 'Son Akşam Yemeği' neredeyse
tamamlanmıştı,ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için
kullanacağı modeli bulamamıştı.... Leonardo'nun çalıştığı
kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı
sıkıştırmaya başladı.
Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç
bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden
geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.
Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye
taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.
Zavallı,başına gelenleri anlamamıştı.Leonardo adamın yüzünde
görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu...
Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar
sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş gözlerini açtı ve
bu harika duvar resmini gördü.Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle
şöyle dedi:'Ben bu resmi daha önce gördüm...'
'Ne zaman?' diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı.
'Üç yıl önce' dedi adam.. 'Elimde avucumda olanı kaybetmeden
önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum, pek çok hayalim
vardı, bir ressam beni İsa'nın yüzü için modellik yapmak üzere
davet etmişti...'

İyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır...
Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır...

Paulo Coelho

5 Kasım 2009

ağırlık

böyle bir yapıya sahip olmak istemezdim, bu derece kırılgan.
bu kadar yanlış anlaşılmak da istemezdim.
demek ki çok köşeli bir insan olmuşum, kolay kabul edilemiyorum artık.
gönül-göz ilişkisi de ağırlığını koyuyor kardeşlik diyarlarına...
uzak görünen her zaman uzak mıdır, ya da yakın denilene erişemediğimiz zamanlar...
hayatım özeleştri ile geçiyor, kızıyorum kendime çok, gerçekten.
ve hayata da kızıyorum bir yandan, bu hale getirdiği için, şartların ayağımızın altında sürekli değiştiği.
mutlulukları bile paylaşamaz duruma gelince...
yanlızlık hissi sis gibi çöktüğünde gününe,
koşturmacalar bile yormuyor uyumak isteyen bedeni,
rahatsızlık karından kalbe sıçrarsa,
rahatsız etmemek için veyahut rahat ettirmek için bir adımda geride duranlara ihtiyaç olur,
sadece sakinleşmek istiyorum.
son 3 senede öğrendiğim, sakinlik ve huzur istiyorum, ne para ne de zevk, sadece sessizlik.
taşıyamadığım küçük bedenlere üzülüyorum sessizce,
ama galiba bir tek ben biliyorum,
kendi kendime dertlendiğimi fark edip dertleniyorum daha fazla,
basit problemleri çözmek bazen kule vinçler istiyor.
nereye gittiğimi göremediğim dakikalarda,
kafasında ışıklı beyaz 3M baretiyle beton döken sarı yağmurluk ve plastik çizmeli bir şef görüyorum rüyalarımda.

18 Eylül 2009

Dosttan öte dost, aşktan öte aşk!

Valla bu hayattaki herseyden farklı. Her zaman cok iyi, insanların uzaktan baktıgı yakın arkadasliklarim oldu, çok sey paylastik o insanlarla ama hayat bu istisnalar kaydeyi bozmaz bir sekilde bu diyaloglar bozulur elbet, ben gerçi kimseyi terketmedim ama maalesef zor, kargacik burgacik bir insanim, ve insanlar zor dayaniyor bana.
Ama insanin oglu olunca, bir degisik,ogul olmaktan ote, bir erkek olarak bu kadar yakın birisini algılayabilmek, sahiplenebilmek; beraber geçirecegin ve paylasicagin seyleri dusunmek, ona bakip gurur duymak, koklamak, degisik seylermis. Dostluktan ote dost, asktan ote ask.

Past, present and future

Çok genel anlamda bakıldığında hayatımı hiç etkilemeyeceğini düşündüğüm şeyler hayatımı etkiliyor, ya da etkilemeye başkadı. Bir çok şey düşünmüşümdür hayatı kötüleştirebilecek, ama belki de bir çoğu yerine koyulabilir; örnek mi
para kaybetmek, kız arkadaşından ayrılmak, boşanmak, hastalanmak - allah çok ağırlarından korusun tum iyi insanlari.
Ama son zamanda anlıyorum ki çok daha küçük bişiy insanı daha çok çarpabiliyor, korkutuyor, yoruyor. Ne mi o?
Hayaller, hayallerin tehlikeye girmesi, veya bunun için endişe etmek. Düşünsene hayatı boyunca sürekli ufka bakarak plan yapan, durumu ve geleceği analiz etmeye çalışan bir kişi olarak, şimdi duruyorum ve son 7-8 senede hayalini kurduğum şeylere belki de hiç bir zaman ulaşamayacağımı düşünüyorum. Bu çok yorucu, kasıcı ve korkutucu. Rasyonel planlar kurup olabilecek hayaller kuruyorsanız, emin olun bu durum insanı hayattaki bir çok şeyden çok korkutuyor. Kızarım, ama kimseye kötülük isteyemem, hadi istesem vicdan azabindan olurum, kimseye bu şekilde bir sıkıntı yaratan vermesin.

ezgi

reblogged

diziler


bu aralar düzenli olarak takip ettiğim dizileri yazıyorum:

  1. true blood
  2. mad men
  3. weeds
  4. hung
  5. leverage
  6. fringe
  7. the vampire diaries
  8. melrose place
  9. gossip girl
iş seyahatlerinde hayat kurtarıcı bunlar.

farklı

biz hep bu adamlardan olduk, sağda tek başına duran, farklı seven. ben bazen o adamlıktan çıktım, bazen tekrar döndüm ama aggressione hep öyleydi. aşağıya inmedi pek onun kalbi, ondan temiz adamdır zaten, kalbi temiz. başka düşündük hep bu konuları, fazla düşündük bazen de. merhametli olduk, hep verdik, verici olmanın gerginliğini hep yaşadık sanırım geriye kalan ömrümüzde de yaşayacağız. bu konuda bana verdiği akıllar ve telkinler için huzurunuzda kendisine teşekkür ediyorum. hakkın ödenmez.

yasemin

şirkette bizim departmanda yasemin diye bir kız var. 1 senedir beraber çalışıyoruz, 80 doğumlu, evli 1 kızı var 3 yaşında. az evvel koltuğunun üzerinde kollarıyla öyle kaldı, hareketsiz, sadece konuşabiliyordu hareket edemiyorum diye. ağlıyordu. acili çağırdık, saolsunlar 3-4 dakikada geldiler. ve ayaklı sedyeye oturtup götürdüler hastaneye. kızın sadece gözleri ve ağzı hareket ediyordu, bir de ayakları. ve ağlıyordu sürekli, canım çok acıyor diyordu. arkamda, şirkette, plazada, otururken, 30 yaşında. nerede nasıl bulacağı belli olmuyor sağlık sorunlarının. ve onlar oldukça herşey önemsiz kalıyor yolunda, günlük stresler, uzun vadeli sıkıntılar. bunu tarihe not düşmek istedim, 40 türlü sıkıntı oluyor herbirimizin hayatında ama hep daha kötüsü mevcut, ama hepsinden fenası sağlık sonrası ölüm galiba. annemin hastalığı geldi aklıma, o zamanlarda düşündüklerimizi nasıl da unuttum 2-3 senede. sanki hiç olmamışlar gibi silmeye çalıştı hafızam ama ne zaman karşıma böyle olaylar çıksa o dakikada su yüzün çıkıyorlar denizanaları gibi. onlar hep bu denizin içindeler, bazen kıyılarımıza vuruyorlar bazen derinlerde. ama hep varlar. unutmayalım, ona göre yaşıyalım.

7 Eylül 2009

can verin



zobana teşekkürler.

13 Ağustos 2009

ergenekon

ergenekonu bundan daha iyi anlatan bir resim olamaz

11 Ağustos 2009

çok kollu aşk

sağlam bina mı dedin



sağlam bina dıya buna derim, oyuncak gibi düşüyor, dönüyor falan. aggressione de zamanında böyle beton dökerdi, duvar ördürürdü şantiyelerde. tey tey.

7 Ağustos 2009

estonya

estonya takımı çıkmış, levadia. gidilir mi diye baktık, 500$ yazıyor direk uçuş, helsinkiden geçicem desen 400$. pahalı olur. gruba kalalım sonra gideriz dedik.

aggressione'ye sesleniyorum buradan. daha çok sahip çıksın, hem bloga hem bana, yoksa bir gelecek ben kontrolü kaybetmiş falan. ince işlere çok uzağım çok...

bu yazıyı tarihe not düşmek için yazıyorum. sonra başıma gelecek kötü şeylerin başlamaması için verdiğim çabayı unutmayayım diye.

dünkü netanya maçını yorumlamak istiyorum. takım gerçekten farklı top oynuyor, çok paslı falan. ardaya büyük kaptan diye bağırmak zorluyor, ama zamanla alışırız heralde. keita mest etti, 1 vole 2 taklayla. tebrikler haldun. linderoth ne kadar süper bir insan olduğunu dün gösterdi bugün menisküs dediler, uzunca süre yine yok. nedir bu talihsizlik? kabus başladı mı nedir?

sivas'a çıkan shaktarın ukraynalı ponpon kızlarını sivasa giden yolda yapacakları istanbul aktarsamında aggressioneyle birlikte çiceklerle beraber karşılamak dileğiyle...